Rasta La Vista!

Karamsar hedonist.

Bu postların arasında çıkan önerilen blog tanıtımlarında sadece bana dalyarak dalyarak bloglar önerilmiyor değil mi?

Esmiyor…

Esmiyor…

Yiğit Bulut ile Derin Anal ve Kekremsi Penetrasyonlar.

Yiğit Bulut ile Derin Anal ve Kekremsi Penetrasyonlar.

Istanbullu vs. Izmirli

isilhakli:

Çeşme artık İzmir halkının mekanı değil. Hiç bir İzmirli daracık, milletin geçerken masalarına çarptığı sokaklarda oturup Blush’ın şişesine 225TL vermez. İzmirliler Blush içmez bir kere. İçenler 25-30 yaş arasındaki İzmirliler. 40 yaşın üstündekiler içmez. İzmirli dediğin zaten Karşıyaka’daki 250 metrekare evinin geniş terasında kurar rakı sofrasını takılır orada.

Alaçatı bugün Alaçatı ise sebebi sensin İstanbul.

Ben İzmirli değilim, İstanbul’da yaşayan bir Ankaralıyım. 95 yılından beri Çeşme’ye gidiyorum yazlığa. O yüzden iki tarafı da uzaktan izledim ben.

Çeşme’de Murat Dalkılıç’ın sahne aldığı günleri bilirim ben. O zaman daha gençti, albüm falan yoktu. Burnu böyle değildi daha büyüktü. Gözümün önünde afişi, sadece ‘MURAT’ yazardı. Murat gibi Çeşme’de burnunu yaptırdı. Murat gibi Çeşme’de soyadını kullanmaya başladı. Resmileşti, dikkat et İstanbul’da herkesi soyadıyla anlatırsın herkese. İstanbul’da birden fazla Murat tanırsın çünkü, üstelik her tanıdığın Murat seni tanımaz bile bazen. İşte İzmir ile İstanbul’un farkı burada başlar.

Alaçatı bildiğin ahırdı eskiden. Şimdi hani içine girince ‘Ambiyans çok güzel yaaa, bir de beni tek çek’ diyorsun ya, ha işte orası ahırdı.. Tavanda asılı bakır tava, güveçler falan da yaşlı teyzelerin evinden alınma hep.

Neyse, Alaçatı’nın o bilindik sokağını unut. Orası pert artık. İlerde kaza olmuş gibi bekliyorsun.

Bu sezon ‘Pos makinesi alabilir miyim’ diyeceğimiz yer. HACI MEMİŞ.

Alaçatı’nın arka sokaklarından biri. Bilimum İstanbul mekanları var. Masalar kalabalık. Her masada zeytinyağlı enginar falan var, bildin dimi konsepti… Hepsinin anası yapıyor o yemekleri aslında. Şişe şaraplar var. Blush tabi…

Hatunlar yanmış… Kumsal yanığı değil, kumsalda yananlar Alaçatı’nın o ana sokağında… Bunlar solaryum yanığı, ya da tekne yanığı çünkü başka türlü o kadar eşit yanamazsın. Suada’nın havuzunda hazirandan beri yattıkları için yanmışlar…

Adamlar tiril tiril gömlekleriyle ya da Ted Baker t-shirtleriyle takılıyorlar. H&M’de var aralarda da hani göze batmıyor okadar.  Kadınlardan bahsetmiyorum bile…

Ama işin özü ne biliyor musun, kafaları rahat. Bebek’ten kira geliyor çoğuna belli rahat yani… Maillerde hep cc’deler. Bildin dimi o cc ağırlığını… Yüzlerinde o huzur var.

İstanbulda yaşayan P&G, Pfizer, Unilever direktörler bir masada, yan masada MT’ler var… MT’lerin babası İzmirli abi, zenginler…Direktörlerle aynı yerde oturuyor üç günlük bebeler… Y kuşağı işte, biz yani.  O beğenmediğimiz direktörler, sunumdaki her bir rakamı tek tek bilen kök söktüren o direktörler, İstanbul’da en başta baya zorluk çekmişti halbuki… Emek var o Blush’ın her bir kadehinde.

Neyse, Haci Memiş’ten ana sokağa doğru çıktıkça, penyelerin fiyatları düşüyor… Arnavut kaldırımda topuklular göze çarpıyor. Blush yerini sakızlı türk kahvesine bırakıyor. Zeytinyağlılar yerine sakızlı kurabiye yenmeye başlanıyor. Yani diyorum ki Alaçatı’nın içinde bile segmentlere ayrılmışız. Aynı bileklik, bi sokak yukarda 12TL, bir arka sokakta 65TL. Ece Sükan vintage…

Hepsi İstanbullu…

İzmirliler vermez o kadar para açık havaya, zaten onlar hep açık hava. Cam hep açık onlarda. Dikkat et 34 plakaların hepsinin camları kapalıdır, Çeşme’de 35’ler camı açar. Klimalı araba alamadıklarından değil, en iyisini alırlar ama dertleri özgür ruh. Hepsi birer Özgür Willy.

İzmir halkı bu kadar hengame sevmez. İzmirli adama rakısını ver balığını ver yeter. Daraltma adamı, ara sokaklara sokma, trafiğe sokma, park yeri düşünmesin, telefonu hep çalmasın… İstanbul bu yüzden sevilmiyor İzmirliler tarafından. Rahat olmaları lazım onların. Bak İstanbul’da yaşayan İzmirlilerden bahsetmiyorum. İzmir cost utc’den bahsediyorum.

İstanbullular öyle değildir ama hep farklı bir yer ararlar, düzeni bozmak isterler.

Ahtapot Carpaccio yemek için buradan kalkıp 50 km öteye giderler. İzmirli adam gitmez. Alıştığı balıkçıya gider. Ahtapotu bildiği gibi yer. İstanbullu çaba sarfeder, İzmirli önüne ister.

Ya İzmir Starbucks’ın tutmadığı tek yer dünyada ya ötesi var mı? Starbucks’ın zarar ettiği tek şehir olabilir bence. Şimdi onlar bunu burdan alıp milliyetçiliğe bağlarlar ama alakası yok, tamamen gebeşlikten. Adamlar kendilerini üzmüyorlar. Starbucks dediğinin olayı, işe gitmeden önce falan kahve almak yani hani hareket halindeyken de kahve içmek… Adamlar zaten işe 10’da gidiyorlar. İzmir’de büyük şirket mi var %80’i kendi işini yapıyor zaten. Niye acele acele içsin kahvesini adam? Cuma akşamı 3’te otobana çıkıp Çeşme’ye gidecek zaten. İstanbullu gibi Cuma günü yarım saat önce çıkmayı 2 hafta önceden planlayıp zorla kuaföre gitmiyorlar.

İzmirli bilmez Long Weekend için 476 TL uçak bileti vermenin ne demek olduğunu.

Kısacası; İzmirli kendini sever, İstanbullu sevilmek ister.

Tatil biraz da bizi kimsenin tanımaması, bizim kimseyi tanımamamızdır aslında ama İstanbullu ister ki herkes bizi tanısın biz herkesi tanıyalım.

Her ikisini de seviyoruz.

Yazı-nick uyumu müthiş. İzmir’de doğan, büyüyen ve yaşayan biri olarak okunmasını öneririm.

Yarrak iyi.

Kendi başıma icat çıkarmadığım sürece 70 yaş sınırını geçeceğimi bilmek iyi mi kötü mü, bilemedim.

Türk Milleti ve “Sikinin Ucuyla İş Yapmak” Gerçeği

Türkiye’de neden her şey yarrak gibi?

"Parayı neredeyse “ananı sikiyim” diye alan, para üstünü “babanı sikiyim” diye veren, yolda karşıdan karşıya geçerken ne kadar yavaş yürür, insanların hayatlarını ne kadar kötü hale getirebilirse bu küçücük eylemiyle o kadar mutlu olan, yaptığı her işten tiksinen ve kabalığın, duyarsızlığın, “siklememenin” ve hatta diğer insanlara mütemadi bir “önce BENİM dediğim olacak” diyen koskoca bir hıyar tarlasına 3 haftalık tatile geldim.

Bu üç haftalık tatilin istisnasız her gününde “allah hepinizin toptan belasını versin amına koyduğumun insanları” diye sinir krizleri geçirdim. Girdiğim her dükkandan çıkarken benzin döküp yakmak istedim.

Her şeye bahane bulan, her şeyi kendi istediği gibi yapmaya çalışan, otoriteye başkaldırıdan bir haber olup yaptığı işin doğrusunu anlatmaya çalışan herhangi birine “heaaassiktir len :-)))” tavrının muhteşem zekice ve “witty” olduğunu düşünen bu pislik milletin bu hale nasıl geldiğini, nasıl bu kadar bireysel zekanın artık işleyemez olduğu bir cehalet seviyesinde hayatta kalabildiğini düşünüyorum duruyorum.

Gözlükçüye gidiyorum. “Bakın” diyorum, “Bu gözlük benim için pek kıymetli ancak yamuldu. Camlarını değiştirmeden önce düzeltebilir misiniz öğrenmek istiyorum.” “Pek tabii ki Güven Bey!” diyorlar. Yani kendine o kadar güveniyor ki ben anında anlıyorum olmayacak bu iş. Bu kadar özgüven, işini iyi bilen ve yapan birinde olamaz. Olmamalıdır. Ama ben gerizekalı olduğum için “Peki. Ama yapamazsanız size ödeme yapmayacağım” diyorum. “Öyle birşey olmaz Güven Bey merak etmeyin.” diyorlar. Çünkü biliyorlar sike sike ödeyeceğimi. Çünkü biliyorlar, bu millet ya “lanet olsun tamam allahın aşkına al ve sus” diye ya da “hööh dödödödö öl pörömö” diye verir parasını.

Olmadı. Yapamadılar. Anasını siktiler gözlüğün.

Bir çanta aldım ortamların en kalburüstü diye bilinen dükkanlarından birinden, çantanın bir parçasını torbaya koymamışlar. Aradım dedim “Bu parça yok?”, “Güven Bey çok özür dileriz. Hemen ilgilenen arkadaşa ulaşıp 10 dakika içinde arıyoruz sizi.” Aramadılar. Ertesi gün 2’ye kadar oyaladılar. Çünkü benim ekstra çanta parçasına ihtiyacım vardı ve onlara yalan söylüyordum.

“Abi tarhanam…Offff…” diyor, “Ey maşallah ver abi!” diyoruz. Bir tanesi yarım iki kase geliyor. Soğuk. Geri gönderiyorsun, “başka yok” abi diyorlar. Yani zaten dibini vermemiş olsan böyle olmazdı ki bu işler… Neden bana yalan söylüyorsunuz? Niçin işinizi ciddiye almıyorsunuz amcık ağızlılar?

Gazete alırsın gazetenin muhabirinin sorduğu yarrak gibi soruları görürsün, kampa gidersin “telefon çekiyo mu” dersin, göz göre göre yalan söyler. Çünkü zaten gelince sen sike sike kalacaksındır orada.

Araba sürersin birileri seni hep öldürmeye çalışır.

Bişeyi 1 söylersin 2 gelir. 3 söylersin 1 gelir. Bir ağaç keserler kafana düşer, bir film izlersin sesi kısıktır ilk 5 dakika, yalan söylerler, yanlış söylerler, “beğenmiyorsan taksiye bin”dir, monşerler demokrasisidir. Güzel ve doğru olan her şey “elit”tir. Düzgün çalışmak “artislik”tir. Çalışkanlık “ineklik”tir. Doğruyu söylemek “ispiyonculuk”tur. Kavga etmemek, konuşalım anlaşalım demek “ibnelik”tir. Şikayet edene “ağlama lan”, rica edene “ne yalvarıyosun eaaamına koyum”, “Seviyorum” diyene “iyice karı oldun”dur. Her şeyi alaya alan bu milletin, koca koca adamların ağzına bütün sosis sokan Mehmet Ali Erbil’e HALA gülmesi çok mu şaşkınlık verici?

Tembel, vahşi, sistematik hiçbir eğitimin kıymetini bilmeyen ve bilakis bu tip şeyleri aşağılayan bu kültürün, bu milletin sürekli yalan söyleyen, çalan çırpan, yakalanınca gülen, rakipleriyle alenen dalga geçen, kaba saba bir amcık ağızlıya 12 sene oy vermiş olması şaşılacak birşey değil.

Türk eğitim ve aile sisteminin her anında, yani insanın çıkamadığı yaklaşık 19 senelik bir cam kavanozun her santimetreküpünde öğretilen şudur: her şeyin kolay bir yolu vardır. Hiçbir şeyi tam olarak yapmak zorunda değilsin. Kurallara uymak birkaç “yalaka”nın dışında kimse tarafından yapılması gereken birşey değildir çünkü müeyyideler hiçbir zaman o kadar ağır olmayacaktır. Çünkü müeyyidelerin uygulanmasını sağlayacak sistemi yürüten kişiler de aynı siklememezliktedir. Onlar da birilerinden tırsmakta, onlar da birilerinden nemalanmaktadır.

“Anne bunu alıyım mı” — alma. “Anne bunu alıyım mı” — alma. “Anne bunu alıyım mı” — alma. “Anne bunu alıyım mı” — al allah belanı versin. Neden? Çünkü bu çocuk bebekken ağlamasın diye istediği her boku yapmışsınız. Önemli olan doğrunun ve aklın, bilimin gösterdiği şeyin yapılması değil, o an o kişilerin rahatsız olmamasıdır. Yeter ki sussun o çocuk. Anlık bir bireysel tatmin üzerinden hareket eden tüm eylemler, bunların bir araya gelişi, hiçbir zaman saygın bir toplum yaratabilecek ivmeyi kazanamayacak, “şunun şurasında bilmemkaç yıllık ömrüm kaldı” bilgisinin sürekli aklın arkasında bir yerlerde “bu yüzden ben olmayan herkesin anasını sikiyim.” algısıyla Türk milleti asla refaha eremeyecektir.

ANASINI SİKTİMİN ORRRRRRROSPUÇOCUKLARI YOLA SECCADE SERİYO YA YOLA YOLA. BİLDİĞİN ARABA YOLU VAR YA YOLA SECCADE SERİYO.

Laf söyleyince de “Kaaaardeeşşim cuma cuma benim asabımı bozma hadddi canım karrrrdeşimmm” diyor. Ne olacak şimdi? Anlıyorsunuz değil mi? Herkes biliyor değil mi bir sonraki serzenişimi? “Polis (ACAB) çağırsan ne olacak?”

ÇÜNKÜ bu ülkenin polisi (ACAB) de işini sikinin ucuyla yapar, yola seccade seren mü’minden rahatsız olan şehirliyle taşşak geçer, “noooldu eaaamına koyum ssosssyeteee misin?” diye keser atar kendi içinde şikayeti duyar duymaz.

Kelimenin tam anlamıyla, eğer bir sorun “benim” başıma gelmiyorsa bu sorun o kadar da önemli değil, o kadar da çözülmesi gereken yahut “benim” eyleme geçmem gereken bir şey değildir.

Bunun da nedeni elbette yine Türk eğitim sisteminin “bütünlük” algısını veremeyen hatta bunu anlamayan bir sistem oluşudur. Şeylerin ve sistemlerin birbirine derinden bağlı olan kavramlar olduğunu, her şeyin bir türlü birbirinden etkilendiğini, kolaborasyonun ve topyekünlüğün önemini bir türlü anlatmayan anca “olayları” yahut “formülleri” öğreten bir eğitim ve toplum sisteminden “bunu böyle yaparsam bilmemneye zarar verir” diye analiz edebilen insanların çıkmasını beklemek abesle iştigaldir.

Her şeyle dalga geçin. Her şeyi aşağılayın. Her şeyi sikinizin ucuyla yapın.

Çünkü sonuçlar hiçbir zaman sizin tüm hayatınızı etkileyecek kadar büyük olamaz. Her şeyden yırtmanın bir yolu vardır. Her şeyi yarım yamalak yapmak günün sonunda hiçbir şey yapmamaktan iyidir.

4 yanlış bir doğruyu götürmeseydi soruların hepsini sallayacak koskoca bir “eğitimli insan” kütlesinden bahsediyoruz.

“Beğenmiyorsan siktir git” derler. Çünkü önemli olan güzel bişeyler yapmak değildir. Adalet değildir. Sistemin yürümesi değildir. Önemli olan “ben”liğin olduğu gibi kalması ve kişisel çıkarlarıdır.

Geldim. 13 gün oldu. Bugün kafamı duvarlara vurmaya başladım artık. Kusuruma bakmayın… Gideceğim yakında yine. Kusuruma bakmayın.”

(Yazının linki: https://medium.com/@guvenindahouse/turk-milleti-ve-sikinin-ucuyla-i-s-yapmak-gerce-i-e7b170699056)

"Aranızda Russian Institute mezunu bazı savcılar var…"

"Aranızda Russian Institute mezunu bazı savcılar var…"

İstenilenler, elbet olacak. Telaşa mahal yok; şimdilik.

Yapılan onca akraba, eş-dost baskısına rağmen hayatımda hiç halay çekmedim, zihnim yerine oturduğundan beridir de düğünlerden tiksiniyorum. Seküler olmak için nereye başvuruyoruz? :(